Müzikle ne yapıyoruz? Rasyonalizasyon mu yoksa irrasyonalizasyon mu? Ben ilk seçeneğe inanıyorum.

21. yüzyılda müzikle ilgili fazlasıyla şeyin farkına vardık. Bir şekilde bestelemek namına beste yapmamayı öğrendik, her durumda müziğin güzelliğini sabit bir kriterle temellendirmemeyi öğrendik. Günümüzde besteleri sadece kendi güzellikleri için takdir ediyoruz.

Sanıyorum ki son 70-80 yıl içinde rasyonel olmayan doğası sebebiyle modülasyondan kaçınmaya başladık

Modülasyonun irrasyonel doğasını birkaç metaforla göstereyim:

Bir müzik teoristi veya gelenekçi bir besteci der ki: “Çay Çayeli’nden gelir çünkü içinde ‘çay’ vardır ve Çayeli’ndeki “çay” da akarsuyla eş anlamlıdır, bu yüzden Çayeli dedikten sonra rahatlıkla akarsu diyebiliriz ve bu tamamen mantıklı olacaktır.” Bu şekilde çok da mantıklı cümleler oluşturamayacağımızı görebiliyoruz.

Aynı şekilde, do majör gamındaki do majör akorunun sol majör gamındaki do majör akoruyla bir alakası yok.

Müziğin sezgilerle hareket etmesi, bir müziği dinliyorsak bunun onu dinlemeyi sevdiğimiz için olması gerekir, burada mantıklı olan budur. Az önce gösterdiğim metafordaki gibi dil temelli aptalca açıklamalara sırtımızı dayayamayız. Gerçekten kulağa güzel gelen bir şeyle karşılaşana kadar hep bu tarz açıklar bulmaya devam edebiliriz.

Bu yüzden günümüzün müthiş rasyonel determinist pop müziği modülasyonlarla uğraşmıyor. Çünkü prodüksiyoncular biliyor ki insanlar bunu duyunca bizim komplo teorilerine inandığımızı düşünecekler. Bazı müzisyenler veya dinleyiciler hariç (onlar kendini biliyor) Günümüz dinleyicileri bir parçayı matematiksel olarak kompleks yapısı veya çalması zor olduğu için beğenmiyor. Tabii ki bu özellikler kişinin belirli bir besteyi sevmesinde etkili olabilir. Sonuçta nesnenin değeri bireyin sahip olduğu genetik ve çevresel faktörler tarafından belirlenir. Ancak ses olaylarını duyarak estetik zevk sağlamaya gelince bu nitelikler başarısız olmaya eğilimliler.

Müziğin bir idealizasyon aracı olduğunu öne süren etnomüzikologlar bu konuda oldukça takdir edilesi. Pek çok insan dinlediği müziği zevk almak için değil o tarzı idolize etmek için dinler. Yine pek çoğu armoninin ve formun kompleksliği sebebiyle başka bir müzik tarzını dinler. Bazılarıysa siyasilerce dinlenildiği için o tarzda müzik dinler. Bazı insanlar da sadece statü için dinler. Bu durum çağımızın lekesi niteliğinde. Bir şeylerden gerçekten keyif alabilmeyi öğrenmek için kendimizi bu konuda eleştirmemiz gerekiyor.

Günümüzde samimi müzik, bestecinin tercih ettiği ses yapısıyla yapılıyor. Tek bir amacı yok ya da amacı besteciden besteciye değişiyor. Ama işin sonunda buna başka hiçbir şey dahil olmamak üzere sadece bestecinin sonik estetik tercihleri tarafından inşa ediliyor

YENİ MÜZİĞİN ELEŞTİRİSİ

Eğer bir müzik eserinde matematiksel bir temel yoksa ve amaç yeni bir ses dokusu elde etmekse, üreteceğiniz bestelerin %99’u ifade açısından başarısız olacaktır.

Sorun, müziğin evrensel hizmetinin daha soyut ve genel bir ifade yüzeyi yaratmak olması. O halde şu soruyu sorayım: “Bu yeni müziğin yarattığı duygusal yani ifadesel temel nedir?”

Müzik sadece güzel bir şey olarak kendini gösterebilir ama yine de bir şey olarak hizmet eder. Bu “güzellik” yine kompozisyonun bir şekilde bağlı olduğu bir tür işçilikle ortaya çıkar. Yeni müzik ve stabil hayatlarımız arasındaki ilişki ne bilmiyorum. Kimse gelip de sana sadece beğendim diyemez, tabii ki beğenirsin, sonuçta bu müzik. Hocamın dediği gibi: “Tabii ki seveceksin, olayın kendisi güzel zaten.”

“Bunu icat ettim, bu formu yarattım, bu sesi yarattım” diyorlar. Nedenini bilmiyorlar: “Yaratmak için yaratıp, “yenilik için yenilik” ve kompleksite için kompleksite” yapıyorlar.

Evet, müzik öznel bir ifade şekli ve bu yüzden belirli bir nitelik açısından değerlendirilmesi zor ve kişiden kişiye değişkenlik gösteriyor. Ama yine de bu işte dayanabileceğimiz bir temel var, değil mi? Matematik gibi, daha önce söylediğim üzere. Dolayısıyla bana göre bestecinin sadece sese dayanarak yeni bir ses bulma uğraşı kısaca zaman kaybı. İçinde estetik bir temel yoksa, metaforik standartlar olmadan ilkeler oluşturmak acınası bir iş. Bu kadar sığ bir şeyi aramak da verimsiz.

Ve bu arada müzik bu müzikteki mistik faktörü tamamen inkâr ettiğim anlamına gelmiyor. Gerhard Richter bir zamanlar “Güvensiz olmak daha ilgi çekicidir. Her zaman içinizde bir miktar belirsizlik ve tereddüt bulunmalı” Bu bağlamda sırf yenilik için yenilik peşinde koşmak konforlu bir alandır ve tek bir anlamsız peşinde olacağından sıkıcıdır da..

Bu bazen işe yarar şeylere de sebep olabilir ama çoğunlukla sadece başkalarının sizin yeniliklerinizin kullanıldığı estetik temeller içeren bir müzik yapması sonucunda. Dolayısıyla bu geçmiş malzemeyi kullananlar, somut deneyimlerimizi soyut sanat yoluyla yansıtarak bir temel oluşturma açısından gerçek başarılı besteciler olacaktır.

Aslında bununla ilgili de çok erdemli gelmeyecek bir hipotezim var. Ya bu çağdaş/yeni müzik olayı para kazanmak için alternatif bir yolsa? Yani şöyle ki bu fenomen elit, üstün vs. görünüyor. Bazı insanlar bunu seviyor ve bu sanat şeklini takdir ediyor, konserlerine gidiyor, bestecileri övüyor. Bir yeni müzik icracısı olarak bütün parçayı doğaçlasanız bile bazı dinleyiciler bunun farkına bile varmayacaktır.

TOPLUM VE BİREY ARASINDAKİ ÇELİŞKİ

Müzik dinliyorum çünkü kulağa hoş geliyor. Biraz daha açmam gerekirse bir ergenin söyleyeceği gibi: müzik dinliyorum çünkü müzik ‘bombastik’.

Bazı insanların belirli bir topluluğun oluşturduğu bir standardın karşılığı olduğu için o müziği dinlemesi bana garip geliyor, çünkü bu tür bir davranışın pek de tatmin edici bir deneyim olduğuna inanmıyorum.

Benim neslimden pek çok kişi sadece yapmaları gerektiğini düşündükleri için bir şeyleri yapıyor ve çoğu kişi de bu şeyleri takdir ediyor. Örneğin çok para kazanmak ya da belli bir müzik tarzı dinlemek.

Bunun en güzel örneği sanırım son zamanlarda Twitter’da vesaire türeyen neo-nazi klasik müzikçi tayfa. Bu insanlar Richard Strauss gibi bestecileri çok seviyor çünkü onların benimsedikleri liderler de zamanında Richard Strauss ve onun gibi bestecileri dinlemişlerdi.

Daha küçük bir ortamda bu.. diyelim ki.. Alfred Cortot’nun Bel canto’suna hayranlık duymaya dönüşüyor! Ve ne kadar iyi çaldığının bahsine ve farklı şekilde müzik çalan insanlarla dalga geçmeye…

Kişi, kulağa güzel geldiği için müzikten zevk almak yerine, topluluk tarafından oluşturulan bazı kriterlerden ötürü bu tür bir performansın bir diğerinden üstün olduğuna inanarak kendini kandırıyor. Bir müzik türünün nesnel olarak diğerine göre daha zarif olamayacağını kastetmiyorum. Hepimiz insanız, bu mümkün. Ve Gould nasıl çaldığını sallamazsa bizim için keyif alacak çok az şey kalır.

Bu arada, Alfred Cortot çoğu insan için rafine ve daha az radikal bir çerçevede icra yapıyor, bu yüzden onu Gould’a kıyasla daha sık dinlemek daha akıllıca olabilir.

KOMPOZİYONDAKİ SEBEP

Bir besteci ne zaman beste yapsa; notalar anlaşılacağı üzere bir dizi matematiksel rasyonalizasyonlara itaat eder. Bir notanın yazıldığı yerde bulunmasının bir nedeni varsa, o kompozisyona ait olduğu hissedilecektir. Peki bu neden ne? Mühendislikte ya da matematikte gördüğümüz nedensellikle birebir aynı mı?

Kompozisyon öğretmenleri, öğrencilerinin yazdıkları bestelerdeki teknikler eğer daha önce yazılmış ve icra edilmiş bestelerde kullanılmışsa, öğrencilerinin temellendirmelerini doğru bulma eğilimindedirler. Ve bunun mantıksal bağlamda yeterince sorgularsak sonunda anlamsız bir noktaya geleceğimize inanıyorum.

Kompozisyonda doğru temellendirmeyi oluşturmanın birkaç yolu olduğuna inanıyorum. Ve tüm bu olgular tek bir amaçta toplanıyor: Saf zevk, hormonların beynimiz tarafından salgılanmasından ötürü aldığımız haz.

Şundan bahsetmem gerekir ki müzik ve her türlü müzikal eylemden aldığımız zevk yaptığımız diğer etkinliklerden aldığımız zevkten daha farklıdır. Müziğin merkezi sinir sisteminin çoğunluğunu uyardığı bir gerçek. Aynı durum beste ve analiz yapmak için de geçerli. Ama buradaki esas konu müziğin merkezi sinir sistemini uyarma şekli ve beynin hangi bölümlerini uyardığıdır. Ve eğer akla yatkın bir öncül ile başlamamız gerekirse insanların ilk farkına varması gereken şey şudur ki bir olayın devam etmesinin sebebi onun yerini tutacak başka hiçbir şey olmamasıdır. Aynı şey müzik için de geçerli. Müzik ve müzikal eylemler başka hiçbir eylemle karşılanamaz.

Konuya geri dönersek, doğru temellendirmeyi oluşturmanın yollarından biri, beste yapma eylemini zevkli bir durum olarak tanımlamaktadır. Ben dahil pek çok besteci bir şeyler bestelemeyi sever çünkü beste yapmak eğlencelidir. Bu beste yapmaktan keyif almak için tek neden değil ama mantıklı bir nedendir.

“Boulez, sanatta olmasını istemediğim her şeye sahip… Boulez, bir keresinde bir denemesinde bir parçanın nasıl duyulduğuyla değil, yalnızca nasıl bestelendiğiyle ilgilendiğini söylemişti.” —Morton Feldman

Feldman’a göre Boulez gibi besteciler, bir parçanın nasıl duyulduğundan çok nasıl yapıldığıyla ilgileniyor. Yani ikinci yol, analiz durumunun kendisini takdir etmektir.

Ve son olarak, nasıl duyulduğunu takdir ettiğin için beste yapmak. Bu bir klasik. Besteciler yeni işitsel hazlara ulaşmak için yeni sesler duymak isterler. Messiaen’ın “Müzikal Dilimin Tekniği” adlı kitabında yazdığı gibi, işitsel zevk elde etmek için müzik teorisine başvuruyoruz. Onun için tek amaç bu. Müzik kategorisinde bu fenomenolojiden haz almak için başka kriterleri de uyguluyor olabilir ama beste yapmasının sebeplerinden birinin de ürettiği sese hayran olması olduğu aşikar.

Bunlar, beste yapmak için doğru muhakemeye gerçekten ulaşmanın birçok yolundan birkaçıdır. Bu rasyonalizasyon sayesinde besteciler müzikal güzelliği yüzyıllarca ayakta tuttular.

Yazar: Yağız Arslan
Çevirmenler; Mert Kaya, Yelda Deniz Parlak

(Visited 239 times, 1 visits today)
+ Diğer Yazıları