Müzik günümüzde birkaç saniyede ulaşabileceğimiz bir konuma gelmiş bulunmakta. Akıllı telefonlarımızdan, bilgisayarlarımızdan veya aklınıza gelebilecek diğer teknolojiler sayesinde olduğumuz yerden kolayca müziğe erişebiliyoruz. Peki bu serüvenin en başında, orkestraları kurmadan önce, müzik kuramlarını oluşturmadan önce müzik yaşamımızda tam olarak nerde idi? Yani atalarımız müziği neden ve nasıl “keşfetti”? 

Müziğin kökenine inmek veya daha doğru bir deyişle inmeye çalışmak zordur. Çünkü tamamen ses fenomenlerine dayanan müziği ancak 19.yy sonlarına doğru fonografın icadıyla beraber kayıt altına almaya başladık. Yazısal olarak kayıt almamız ise 8/9. yy da “Neuma” notasyonuna, hatta bundan da eski M.Ö 2000’lerde Sümerlerin lirin tellerini adlandırmak amacıyla kil tabletlere yazdıkları ilk notasyon sistemine kadar uzanmakta. Müziği somut olarak inceleyebileceğimiz başka bir kalıntı ise çalgılardır. Bu konuda müziğin önemli bir yardımcısı vardır: Arkeoloji. Müzik arkeolojisi organoloji ve etnomüzikoloji ile sıkı bir iş birliği içerisindedir. 1995’de Slovenya’da, Divije Babe I kazı alanından arkeologlar ayı kemiğinden yapılmış, radyo karbon yöntemiyle M.Ö 36.000/M.Ö 41.000 yaşında olan bir “şüpheli” flüt çıkartmışlardır. Mayıs 2012’de Almanya’nın güneyinde, Svabya Alpleri bölgesinde bulunan Geißenklösterle Mağarası’nda mamut dişi ve kuş kemiklerinden yapıldığı tespit edilen, yaşları karbon yöntemiyle M.Ö 42.000/M.Ö 43.000’ne gelen flütler bulunmuştur. Ancak günümüzde en eski flüt, Ivan Turk önderliğinde yapılan kazı sonucu 1995 yılında Divije Babe I kazı alanında bulunan “Neandertal Flüt” e aittir. Yaşı yaklaşık M.Ö 60.000’lere kadar uzanmaktadır.  Slovenya Bilimler ve Sanatlar Akademisi’nde araştırmacı olarak çalışan Drago Kunej ve Ivan Turk, Divije Babe I kazı alanından çıkarılan ayı kemiğinden olan flütün insan işi olduğunu savunurken başka araştırmacılar bu fikre katılmamaktadır. Çünkü bu flütün deliklerini yırtıcı hayvanların ısırarak rastgele açtığını savunmuşlardır. Kunej ve Turk’un bu flütün insan işi olduğunu savunmasının nedeni ise bölgede 600’e yakın aynı tür hayvana ait kalça kemiği bulunmasına rağmen sadece 10 tanesinin ön yüzünde delikler olduğunu görmeleridir. Deliklerin nasıl açıldığı konusunda ise araştırmacılar o zamanki imkanları kullanarak tekrardan o zamanı canlandırmaya çalışmışlardır. Çakmaktaşından yapılmış sivri uçlu bir taş alet ile kemiğin üstüne küçük bir oyuk açıktan sonra sivri bir kemik ile oyuğu delmeyi başardılar. Böylelikle bu deliklerin hayvanlar tarafından rastgele bir şekilde açılamama ihtimali kanıtlandı. Her ne kadar insan yapımı olduğunu varsaysak bile atalarımızın bu çalgıyı ne amaçla kullandığını net olarak bilmek mümkün değildir. (Erol, 2009: s.63-64; Goodall, 2012/2018, s.7-8, Çev. S.S Tokalaç, E. Tokalaç; Narodni Muzej Slovenya, “Neanderthal Flute”, t.y) 

İlk insan türlerinin günümüzden 2.5-2 milyon yıl öncesine dayandığını düşünürsek elimizde olan kanıtlar çok kısa bir süreyi kapsamaktadır. Hem yukarda da bahsettiğimiz arkeolojik kalıntılar dışında müziğin nasıl var olduğuna dair teoriler vardır. Bunlardan birisi “Türlerin Kökeni” (1859) ile doğal seçilimle evrim teorisini ortaya atan Charles Darwin’in müzik hakkında söylemidir.  Darwin, “Müziğin hayvan atalarımızın kur yapma dönemlerinin mirası ve olgunlaşmış bakiyesi” (1871) diye müziğin kökenine dair bir söylemde bulunmuştur. Aynı zamanda Darwin’in doğal seçilimle evrim teorisi Avrupalıların üstünlüğünü vurgulamak içinde kullanılmış, biyoloji disipliniyle bağlantılı olan ve sistematik müzikolojinin alt disiplinlerinden olan “Evrimci/Darwinist Müzikoloji” Avrupa-şovenizmini desteklediğinden dolayı batıda daha fazla revaç görmüştür. Ancak evrimciler etnografik analoji yaparak günümüzün izole toplumlarını inceleyerek teoriler ortaya atmışlardır. Bunu yaparak avcı-toplayıcı yani Paleolitik çağ insanının müziğine ışık tutmayı hedeflemişlerdir. 

Herbert Spencer ise Darwin’in bu görüşüne kısmi olarak katılmakta ama müziğin tek “atalarımızın kur yapmasından” doğamayacağını düşünmektedir. Spencer bir makalesinde “Sayın Darwin’in müziğin doğuşu hakkında atalarımızın kur yapması düşüncesi olağandır, fakat bunun yanında insanın sevinç, üzüntü, zafer, ölüm gibi duyguları ifade etmede kullanabileceği reddedilemez” (1890) diye ifade etmiştir. Bununla birlikte aynı zamanda sosyal bilimci olan Spencer müziği “Duygusal olarak şiddeti artırılmış konuşma.” yani “Şarkı” olarak tanımlar. 

Berlin Fonogram fizikçisi olan Carl Stumpf “The Begining Of Music” (1911) de müziğin kökenine ilişkin merak oluşturmuştur. “Müzik nedir ve evrimsel kökenleri nelerdir?”, “Müzik neden vardır ve her insan kültüründe neden vardır?” gibi soruları sormuş, etnografik analoji ile teoriler ortaya atılmıştır. Carl Stumpf’a göre “Müziğin kökeninde insanların birbirine yüksek sesle bağırması” vardır. Modern Organoloji’nin kuruclarından olan Alman müzikolog Curt Sachs müziğin kökenine inerken antropolojinin önemini daima vurgulamıştır. Franz Boas tarzı “kültürel antropoloji” ile tüm kültürlerin benzersiz olması gerektiği savunulmuş, batı dışı toplumları incelerken “ilkel” olarak değerlendirilmesinin doğru olmayacağı öne sürülmüştür. Sachs müziğin gelişmesine dair 3 tane teori ortaya koymuştur. Logojenik, sözün ön planda olup müziğin geride kaldığı, Patojenik, Müziğin ön planda olup sözün geride kaldığı ve son olarak Melojenik, Sözlerin ve müziğin paralel olarak gelişmesi. Curt Sachs ile çalışan ve organoloji de usta olan bir diğer isim Eric Von M. Hornbostel müziğin dil ile evrimine dikkat çekmiş ve “Dil ve müzik arasında yakın korelasyon ilk teorisyenlerin dikkatini çekmiştir” (1905) ifadesini kullanmıştır. Ayrıca Hornbostel ABD’de karşılaştırmalı müzikoloji (Jaap Kunst ile sonrasından etnomüzikoloji olarak anılacak) çalışmaları yapmış, Sachs ile hala günümüzde kullandığımız müzik aletlerini sınıflandırma çalışmaları gerçekleştirmiştir. 

Nils L. Wallin ise müziğe daha çok Biyolojik olarak yaklaşmıştır. “Biyomüzikoloji: Müziğin kökenleri ve amaçları üzerine Nöropsikolojik, Nörofizyolojik ve Evrimsel Perspektifler” (1991) yayınladığı kitabıyla Wallin, “Biyomüzikoloji”yi 3 ana branşa ayırmıştır; 

1-) Evrimsel Müzikoloji;

  • a) Müziğin kökenleri 
  • b) Hayvan şarkısı sorunsalı (İnsanların hayvanı taklit etmesi) 
  • c) Müziğin evriminin altında yatan seçilim baskısı 
  • d) Müzik evrimi ve insan evrimi 

2-) Nöromüzikoloji; 

  • a) Müziksel işlemi zorunlu kılan beyin alanı 
  • b) Müziksel işlemin nöral ve bilişsel mekanizmaları 
  • c) Müziksel kapasitenin ve müziksel becerinin ontogenisi (gelişimi). 

3-) Karşılaştırmalı Müzikoloji; 

  • a) Müziğin kullanımı ve işlevleri 
  • b) Müzik yapmanın avantajları ve bedelleri 
  • c) Müzik dizgeleri ve müziksel davranışın evrensel özellikleri 

Aynı zamanda 1994 de “İnsan Akıl ve Müzik” başlığında Milan’da bir toplantı gerçekleştirilmiş ve Nörobilimciler, müzisyenler, şefler burada bir araya gelmişlerdir. 

Bir diğer müziğin gelişmesinde rol alındığı düşünülen unsur dildir. Homo erectus’ların MÖ 1.500.000-MÖ 250.000 arasında konuşma diline sahip olduklarını düşünmekteyiz. Dil aynı zamanda doğal seçilimin önemli unsurlarından birisidir. Çünkü dil sayesinde iletişim sağlanmış, topluluklar oluşmuş ve insan böyle hayatta kalmıştır. Dilin müzikteki yerini incelemeye kalktığımızda ise Brown ve arkadaşları üç yaklaşım üstünde durmuştur. Müzik konuşmadan gelişti, konuşma müzikten gelişti veya her ikis de ortak bir kaynaktan gelişti. Diller tonal ve vurgusal olmak üzere ikiye ayrılır. Tonal dillerde müziğin gelişimi daha ilerdedir. Türkçe vurgusal bir dildir ama zaman zaman tonal bir yapı kazandığı zamanlarda olur. Mesela “he” veya “ha” kelimesi onu nasıl tonladığımıza göre şaşırma, onaylama veya başka tepkileri ifade etmek için kullanılır. Dilin müzik içindeki bir diğer sorusu ise “dil mi ezgiyi, ezgi mi dili oluşturdu?” sorusudur. Curt Sachs bu soruyla alakalı “Müzik şarkı söyleme ile başlar.” görüşünü ifade etmiştir. Dille ilgili Stumpf ve Hornbestel’ın görüşlerini yukarıda belirtmiştik. 

(Erol, 2009: s.31-66; Günay, 2006, s.16-19; Dönmez, 2019; Spencer, 1890; Darwin, 1859) 

Kısacası müzik insanlık tarihinde önemli bir yere sahiptir. Belki hayatta kalmak, karşı cinse kur yapmak, yön bulmak veya doğayı taklit etmek gibi nedenlerle atalarımız müziğe ihtiyaç duymuş olabilir ama günümüz teknolojisiyle bunlar sadece birer teoridir. Elbette bu kısa araştırma yazısında böylesine büyük ve detaylı bir konuyu hakkıyla sığdıramazdım. Bahsettiğim isimler dışında kalan bir sürü yaklaşım mevcut. Yazıda geçen her bir yaklaşım ayrı temellere dayanmakta olup ayrı şekilde incelenmelidir. Bu yazıdaki amaç müziğin kökenine kısa bir bakış atmaktır. 

Kaynakça; 

  • -Goodall H. (2012), Müziğin Öyküsü (1. Baskı/2018), (S.S Tokalaç,  E. Tokalaç Çev.) Pegasus, İstanbul 
  • -Say A. (1994), Müzik Tarihi (8. Baskı/2022), Islık, İstanbul 
  • -Erol A., (2009), Müzik Üzerine Düşünmek, (3. Baskı/2018) Bağlam, İstanbul 
  • -Günay A., (2006), Müzik Sosyolojisi, Sosyolojiden Müzik Kültürüne Bir Bakış, (3. Baskı/2021) Bağlam, İstanbul 
  • – Dönmez B.M, (2019), Etnomüzikolojinin Temel Kavramları, Bağlam, İstanbul 
  • -Narodni Muzej Slovenije, “Neanderthal Flute”, ty. 
  • – Spencer, Herbert. “The Origin of Music.” Mind, vol. 15, no. 60, 1890, pp. 449–68. JSTOR, http://www.jstor.org/stable/2247370
(Visited 618 times, 1 visits today)
+ Diğer Yazıları