Kilise orgu, Türk kültüründe yer edinememiş bir çalgıdır; bunun içindir ki bu ihtişamlı çalgıyla ilgili Türklerin yazmış oldukları satırlar, orgla ilgili bu topraklardaki sınırlı birikimi oluşturur. Yine de orgun kültürümüzdeki sınırlı yerinin algılanabilmesi için burada bahsedilecek yazılı edebiyat dışında bu aletle Cumhuriyet döneminden itibaren kimler ne şekilde ilgilendi kısaca açıklamak isterim.

Türk beşlerinden kompozisyon öğrenimini Paris Konservatuvarında tamamlayan Ahmed Adnan Saygun ve Cemal Reşit Rey, öğrenimleri sırasında org dersleri de görmüşlerdir. Hatta Adnan Saygun TRT’de verdiği röportajda bunu kendisi de ifade etmektedir.[1] Cemal Reşit Rey ise orgu sevmezmiş.[2] Rey, öğrenimi dışında orgla ilgili hiçbir faliyette bulunmamış olsa da Saygun’un “Yunus Emre Oratoryosu”nun “Ağlamaktır Benim İşim” aryasının çok basit opsiyonel bir org partisi mevcuttur. Eser 1943 yılında tamamlandığında Türkiye’deki hiçbir konser salonunda org yoktu; yani org partisi yurt dışı gösterimleri içindi. Ayrıca Necil Kazım Akses 5. Senfoni(Atatürk Diyor Ki) eserinde org kullanmıştır.[3]

Bunlar haricinde Konservatuvarda eğitim almış çağdaş Türk bestecilerinden herhangi bir esere henüz rastlamadım. Okullarda org olmayışı en büyük faktör olmakla birlikte, org hakkında müfredatta içerik olmaması da bu olasılığı çokça azaltmaktadır.[4] Zaten dikkat edilirse özellikle solo org için eserleri her daim org eğitimi almış insanların, büyük bir kısmını da orgçuluğu meslek olarak edinmiş insanların yazdığı görülür. Bununla birlikte, Türkiye’de bu alanda gördüğüm tek ümit vaad eden besteci henüz çok genç olan Yağız Arslan’dır.

Org icracılığı üzerinde uzmanlaşmış Türklerle de bu konuyu ne kadar irdelesem de birazdan bahsedeceğim tek bir kişi haricinde henüz karşılaşmadım. Bölümün eksikliği en büyük faktör olsa da yurt dışında org bölümü okumakta olan birisini de duymadım. Piyano bölümü okuyup orga geçiş yapmak ta son derece çetin ve emek isteyen bir iştir, bu da bunu engelleyen faktörlerden birisidir. Yine de Türklerden dönemsel icra üzerine eğitim görmüş kişiler org eğitimi almıştır, ancak hiçbirisi org üzerinde yoğunlaşmamıştır; klavsen üzerinde yoğunlaşmıştır. Bu kişilerden Leyla Pınar orgla en çok ilgilenmiş olanıdır ancak o da her zaman klavsen sanatçısı olmuştur.

Şimdi icracılık üzerine tek istisnayı ele alalım: Şu anda Anadolu Üniversitesi Devlet Konservatuvarında 20 yılı aşkın süredir klavsen, sürekli bas ve Barok dönem müziği dersleri veren, klavsen ve org eğitimini Strazburg’ta tamamlayan Burak Basmacıoğlu. Kendisinden edindiğim bilgilere göre yurt dışında okuduğu dönem şehirdeki bir çoğu orgta org konserleri vermiştir. Ayrıca 2022 yılında okula sayın Basmacıoğlu bir org almıştır ve bu orgla seçmeli olarak dersler de yapılmaktadır. Lisansüstü eski müzik programı girişimleri ve seneye açılacak resmi müstakil org dersleri ile bu konservatuvarın Türkiye’deki org icracılığı eğitiminde öncü olduğu aşikardır.

Yazılı kaynaklara geçmeden bahsedeceğim son oluşum da “Istanbul Pipe & Reed Organ Team”[5] olacak. Bu ekibin ortaya koyduğu iş o kadar önemli ve değerli ki, onlar olmasa bir çoğu orgu kullanamaz halde olabilirdik. 2019 Senesinden beridir Türkiye’deki bir çoğu orgun bakımlarını ve restorasyonlarını çağdaş bir profesyonellik ile yaptıklarından ötürü kendilerine tebrik ve teşekkürlerimi iletiyorum, başarılarının devamını diliyorum.

Türk literatüründeki org ile ilgili tek kaynak az önce bahsettiğimiz Leyla Pınar’ın yazdığı “İstanbul ve Orgları” eseridir. İlk kısmında orgun tarihinden ve Anadolu’daki geçmişinden kısaca bilgiler verir, ikinci kısmında da İstanbul’daki bir çoğu orgu kısaca tanıtır. Bu bilgiler yalnızca ilk araştırmalardan ibarettir. Türkiye’deki orgların geçmişiyle ilgili bir çoğu bilgi bu aletler kiliselerce kayıt altına alınmadığından kayıp durumdadır. Leyla Pınar’ın kitapçıkta verdiği bazı ses renkleri (ing. stop) hatalıdır. Yine de Türkiye’deki orglarla ilgili tek ve önemli bir yapıttır.

Bu kitapçıktan eşsiz birkaç kesit vermeyi kayda değer görüyorum:

Arapların orgla etkileşimiyle ilgili şu bilgiler verilmiş: “Araplar Bizans orglarını kopya almışlar. 8. yüzyıl bir Arap el yazması, saz çubuklu çok ilkel orgdan bilgi veriyor. Farabi, Al Kind Bizans’daki müzik modları ve kendi makamlarıyla ilgili kuramsal çalışmalar yapmışlardır. Boruların üzerine makamların adları yazılmıştır. 10. yüzyıl Arap elçisi Ayasofya’da işittiği orgdan, “küçük, zarif, mermer kaide üzerinde boruları altın ve gümüş olan, körükle işleyen güzel çalgı -urqana- yı üstad gelip çaldı” diye bahseder. “Kashf al-humum wa’l-kura” adlı 14. yüzyıl’a ait müzik kitabı İstanbul’dadır.”

Mevlana’nın bu çalgıyla ilgilendiğinden bahsedilmiş: “Dünyevi yaşamın çalgısı olan org, Italya’da Dante Alligrei, Flandr’da Ruisbruck döneminde Hristiyan Katolik kiliseleri tarafından sahiplenilmeye başlanmıştır. Sesleri daha da kuvvetli, etkileyici olması için geliştirilmiştir. Anadolu’da Mevlana Celaleddin-i Rumi org çalgısına önem vermiştir.”

Türklerin müziğini etkilediğinden bahsedilmiş: “İnsan sesiyle yapılan müziklerin önemsendiği Ortaçağ sonlarında, İstanbul’un fethinden sonra cami yapılmış, kiliselerin dışında da, Bizans’in dua müzikleri yasaklanmamıştır. Bu müziklerin, doğal etkileşim sonucunda geleneksel Osmanlı saray ve şehir müziklerinde etkilerine rastlanabiliyor. Org çalgısı birkaç katolik kilisesinde varlığını sürdürmüş, ancak geleneksel Türk müziğinde kullanılmamıştır.”

İlerleyen kısımda tekrardan bu yapıttan alıntılara yeri geldiğinde yer vereceğim. Şimdi bu eşsiz yapıtın haricinde orgtan kısaca bahsedilen çeşitli kaynakları veriyorum:

Ayhan Zeren “Müzik Fiziği”[6] kitabında “Gürlük” konusunu işlerken şu örneği vermiştir: “(…)Örneğin, aynı perdeden ve aynı çeşitten iki org borusu birlikte seslendirilirse, bir borudan elde edilen gürlüğün yalnızca 1,3 katı kadar bir gürlük elde edilir. Boruların verdiği sesler yarım veya tam ses kadar farklıysa (yani merkez frekansının kritik bandı içindeyse), toplam gürlük gene bir borununkinin 1,3 katıdır. Ama, iki ses bir büyük üçlü kadar aralıklıysa, bileşke sesin gürlüğü 1,3 kattan daha fazla olur. Bu olay org yapımcıları ve bestecileri tarafından yüzyıllardan beri bilinmektedir. Org seslerinin her birinin gürlüğünü ayrı ayrı denetlemek mümkün olmadığına (telli çalgılarda veya ağaç üflemeli çalgılarda bu denetim yapılabilir) göre, org çalarken, gürlüğü ancak seslendirilen boru sayısını çoğaltarak artırabiliriz. Ama, gördüğümüz gibi, aynı çeşit ses veren bir boru daha seslendirmek yerine, bir veya birkaç sekizli farklı bir boruyu seslendirmek daha fazla gürlük artışı sağlar. Gerçekten de gürlük, böyle yapılarak artırılır. (Kuşkusuz bu seslerin eklenmesi tınıda da değişikliğe neden olur.) Çalınan seslere eklenen (örneğin, bir fügde giren, veya bir uyguya katılan) her yeni ses, sekizli olsun olmasın, aynı sonucu doğurur. Bazı orgçular, eserlerin (örneğin, Bach’ın bir fügünün) son uygularını daha gür duyurmak için, bazı sekizlileri ekleyerek, yani ek stoplar çekerek çalarlar. Kuşkusuz, bu doğru değildir. Çünkü, kendisi de org çalan Bach, gereken gürlük düzeyi artışını zaten programlamış ve bunu sağlamak için uygulara fügün tamamında kullandığı ses sayısından daha fazlasını yazmıştır.”

Devlet Konservatuvarı’nda müzik tarihi ve teorisi öğretmeni Mahmut R. Gazimihal’in “Musiki Sözlüğü”(1961) yapıtında orgu kapsamlı ve hatta bazı terimleri Türkçeleştirerek şöyle açıklar: “Org (Yun., Organon; lât., Organum; It., isp., Organo al., Orgel; ingl., Organ; fr., Orgue) Yunanca aslının kelime olarak en eski anlamı alet idi. Saz adı olarak Ortaçağ şark metinlerinde de anılan kelimenin imlası arap harflerinin hareke tefsirine bağlı serbestliği içinde Organum, Erganon gibi türlü şekillerde okunagelmiştir: org bunun bizdeki kısaltmasıdır. Cüsseli yapılarile büyük kiliselerde sabit kalabildiği için Ortaçağda dini tören musıkinin yardımcı aletleri olarak vazife görüp çalanlarının ustaları mahdut olurdu, ancak zamanla din-dışı bir edebiyatı da teşekkül edebilmiştir. Orgun nedretle mütenasip itibarı böylece zamanla saray ve konservatuvar salonlarına, kilise dışı musıki mahfillerine doğru genişlerken, inşası ve virtüozluğu da bilhassa XVII. yüzyıldan itibaren repertuvar genişmesini sağlayacak surette atbaşı olgunlaştı. Sazların en noksansız ve lâhuti olanıdır. Yine çin musikarından Asya ağız orgunun çıkışı gibi, İskenderiye şehrinde Ktesibios adlı hünerver bir delikanlı da kocaman bir Pan fılavtasını su kuvvetile çaldırmak yolunda klavyeli orgu icad etti: henüz pek ağır ve dar olan klavyesinde sadece 8 ila 10 boru vardır; her boruda serbest dil ihtizaz ediyordu. Sekizinci yüzyılda, Avrupada, 15 borulu, fakat bu sefer el körükleriyle boruları öttürülen ve Bizans sarayından hediye gönderilme bir org çeşiti ilk defa tanınıyor. Bu tarihin her halde evveliyatı da olmuştu. Bizans’ın Bağdat ve Çin saraylarına orglar göndermiş olduğuna dair tarihte ayrıca bir iki kayıt vardır. Bizansın bu hediyeleri, Asyalı hükümdarların tabılhaneyi hediye olarak teatisini andırmaktadır. Papa Büyük Gregoir’in Bizans dönüşünde kendi “Schola Cantorum”u için öğretim organonlarından götürmüş olduğunda hiç şüphe yoktur (VI. yüyıl) O asırlarda Bizans org yapıcılığında üstündü. Karşılaşma halinde çalarak büyük bir koro, çalgıcılar ve rakkaseler topluluğuna erkan huzurunda eşlik ettikleri görülen en eski iki org resmi İstanbul-Sultanahmet dikilitaş kaidesinin camiye bakan yüzündeki taş kabartmasındadır. Bunlar bir ara belki kilisede bile yer almışlardı. Oldukça boru ve klavye zenginliği edinebilmiş diatonik orglardan sonra, XIII. yüzyıl başlarında ilk kromatik klavyeli orglar çıktı. XIV. yüzyıl sonunda pedal takıldı. XV. yüzyıldan itibaren tuşların sayısı tedricen artırıldı. XX yüzyıl orglarında 61 tuşlu klavyeler ve 32 notalık pedallikler sayılabildi. Son gelişme, orga elektrik tatbiki sayesinde mümkün olmuştur.

İstanbulun fetihinde bizans orgunun çok basit kalan diyatonik oktavı Türk makamlarını tabiatile saramadı; neticede alet unutuldu. Bununla beraber Galata’nın batı yapısı katolik kilisesi orgundan mesela Evliya Çelebi bahsederek tarifini yapmıştır. (XVII yüzyıl). Klavyeli aletleri misyonerler (ilerleyen örneklerile de) doğuya daima tanıtmışlardır. Klavyesi borulu (veya telli) aletlerin portatif çeşitleri bilhassa İstanbulda daima bilinmiş, çalanları yerli katoliklerden de daima mevcut olmuştur. Virijinalist Kıraliçe Elisabeth günün en usta org yapıcısına imal ettirdiği bir orgu hediye olarak ve yapıcısile birlikte Londradan Safiye Sultana göndermişti. Halen Balkanların en büyük orgu Istabuldadır; orta boyları da vardır. Kilise dışı orglardan olarak Robert kollejin orgu güzel bir eserdir. İzmir’de de orglar vardır. Ankara Operasına bir org konuldu, Faust temsillerinde çalındı (1958).”

Bu noktada verilen yazıyı devam etmek üzere yarıda kesip bir ara bilgi vermek yerinde olacaktır. Safiye Sultan’a hediye edilen org ile ilgili detaylı bilgiyi Leyla Pınar’ın kitapçığından ediniyoruz: “Thomas Dallam(orgun yapımcısı), kendisini zevk ve merakla dinlemeye gelen saray halkı ve beş yüz kişiye yakın bir topluluk karşısında beğeni toplamıştır(Topkapı Sarayı’nda). Çıkan sesleri ve meziyetle çalan bu kişiyi tekrar tekrar dinlemişlerdir. Yapımcı Thomas Dallam’a bir kese altın verilmiştir. Has bahçeye konulan bu çalgıyı bir gün Sultan I. Ahmet Han görür. Bu aleti şeriata aykırı ve cüretli bulup kendisi kırıp yaktırmıştır.”

Şimdi yazının kaldığı yerden devamını veriyorum: “2) Klâvsene bizde keza erganon denilmiş olduğunu sezdiren eski izler vardır: Erganon evtarına rühbâng eyler perdesaz.

3) Bir orgun muhtelif kısımları şunlardır: körük, klavyeler, takımborular, borular, ayakçaklık, bölgelik, dolap, dışborular, katgaç, altkatgaç, düğmeler.

Orgçu (organiste): org çalan sanatçı.

Orgyapıcısı (organier): orglar yapan ve bu sanatta ihtisası olan usta”

Bir diğer açıklama da org boruları için yapılmıştır: “Org boruları (Tuyaux d’orgue) – Orgun küçük borularına “düdük”, büyüklerine “boru” denir.

Takımborular veya Borutakımları (- jeux d’orgue) denilen boru topluluklarına gelince: genişliği az veya çok olan, fakat hep aynı sesrenginde sesler çıkaracak surette kromatik bir sesmerdiveni veren aynı cinsten boruların tümü. Her takımboru ayrı bir sazın karşılığıdır: flüt, oboe, klarinet, trompet, v. b. Takımboru aileleri çeşit çeşittir: Dilli takımborular, oboe, klarinet, v. b., dip takımboruları (- jeux de fonds), flüt ve saire gibi açık borulu olanlardır; sesdeğişimi takımboruları, ezcümle gümrah (-plein-jeu), humhım (-nasord) veya beşlili (quinte), kornet, v.b., Sesdeğişim (mutation) denilen takımların boruları o suretle düzenlidir ki, notada yazılı sesi, yani çalınan notayı işittirmezler, onun armonik sesler’inden ancak bir veya birkaçını çıkarırlar. Sesdeğişimi adını almalarının sebebi işte budur. Batı dillerindeki mütasion kar- şılığının aslı da esasen değiştirmek anlamına lâtince mutare fiiline bağlıdır, bir nevi “becayiş” tir.”

Leyla Pınar’ın Mahmut R. Gazimihal ile ilgili yazdıklarını da vermek isterim: “(Öte yandan,) Mahmut Ragip Gazimihal, Le Monde Musical’de birkaç yazı yazdıktan sonra 1927 yılında Societe Française de Musicologie’de muhabir olur. Burada “Yazılı Şark Metinlerindeki Org Tarifleri” adlı ilk araştırma-inceleme yazısı çıkar. Yazıda Gazimihal; “o döneme kadar Avrupa’da yanlış bilinen bir görüşün sanılanın tam tersi olduğunu, yani İslam ve Rum ibadethanelerinde körüklü orgun kullanıldığını” kanıtlar. Bu makale, ilerleyen günlerde büyük tartışmalara ve çeşitli yayınlara neden olur.”

Yılmaz Öztuna’nın “Türk Musikisi Anlam ve Terimleri Ansiklopedisi”[7] yapıtından az önce verilen bilgileri tekrarlamamak açısından org ile ilgili açıkladığı bazı önemli kesitleri derleyerek sunuyorum: “(…)Orta Çağ’da Bizans’ta ve İslam dünyasında org geliştirilmiş ve Avrupaya ihraç edilmiştir. 800’de Halîfe Hâr’unu’r-Reşîd’in İmparator Charlamagne’a hediye olarak gönderdiği org meşhurdur. Diğer taraftan idrolik orgu Kubilay Han, Çin’e sokmuş, hatta bir rivayete göre Cengiz’in bu meşhur torunu, orgu bizzat geliştirmiştir.(…) Bütün İslam dünyasında, bu arada Osmanlı toplumunda pek çok kilise olduğu için Müslümanlar ve Türkler daima org dinlemişlerdir.(…)” Sayın Öztuna’nın açıklamasında Gazimihal’in İslam ibadethanelerinde orgun bulunduğu görüşünü destekler nitelikte ifadeler yer almaktadır.

  1. TRT Arşivi. YouTube – Ahmed Adnan Saygun. https://youtu.be/xVqEbQL2dek?si=Fi8LI5sZ_X8p6vQv 6 Ocak 2024 tarihinde erişildi.

  2. İlyasoğlu, Evin. Cemal Reşit Rey: Müzikten İbaret Bir Dünyada Gezintiler. İstanbul, İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Temmuz 2023.

  3. KARTAL, Burcu. “Necil Kazım Akses (1908-1999).” Atatürk Ansiklopedisi, 9 Mart 2021, https://ataturkansiklopedisi.gov.tr/bilgi/necil-kazim-akses-1908-1999/ 6 Ocak 2024 tarihinde erişildi.

  4. Mimar Sinan İstanbul Devlet Konservatuvarı geçmişte org bölümü açmak istemiş olsa da kiliselerle anlaşılamayınca bu gerçekleştirilememiştir. Bu bilgiyi Konservatuvarın eski müdüründen edindim.

  5. https://www.istanbulpipeorgan.com/tr/anasayfa/ 13 Ocak 2024 tarihinde erişildi.

  6. Zeren, M. Ayhan. Müzik fiziği. Pan Yayıncılık, Yedinci Basım: Aralık 2018. s. 150-151

  7. Öztuna, Yılmaz. Türk mûsikîsi kavram ve terimleri ansiklopedisi. Atatürk Kültür Merkezi Başkanlığı, 2001.

(Visited 416 times, 1 visits today)
+ Diğer Yazıları