Gün içinde cümle kurmak için bir sürü kelime kullanırız. Kullandığımız kelimelerin tanımlarının büyük çoğunluğunu doğduğumuzdan itibaren beynimize kodlarız. Bazı kelimeler vardır ki tanımlarken aslında tanımlamaya çalıştığımız şey hakkında fazla bilgi sahibi olmadığımız gerçeğiyle karşı karşıya kalmak pek uzun sürmez. Bu “bildiğimiz” kelimeleri kullanırken karşı tarafında aklımızdaki tanımla aşağı yukarı aynı tanımlamaya sahip olduğunu varsayıp kullanıyoruz. “Müzik” ise kesinlikle bu bildiğimizi sandığımız ama tanımlamaya çalıştığımızda çok eksik tanımladığımız bir kelime. O zaman kendimize şunu soralım: Müzik nedir?

Müzik nedir sorusuna yanıt vermeden önce etimolojik olarak müziğe kısa bir bakış atabiliriz. Müzik kelimesinin kökeni Antik Yunan’a kadar dayanmaktadır. Mitolojiye göre Zeus ne zaman kızsa periler (yani “musa”lar) Zeus’u sakinleştirmek için melodiler söyler. Antik Yunan’da peri “musa”, konuşulan dil “-ike/-ika” dır. Böylelikle “perilerin dili” olacak şekilde “musika/musike” oluşmuştur. Sonrasında 7.yy’da Arapların Helen toprağı olan Mısır’ı ele geçirmesiyle Antik Yunan düşüncesiyle tanışan Araplar ilk başta bu öğretilerden kaçınsalarda sonrasında Yunan kaynaklarını Arapçaya çevirmeye başlamışlar ve “Musika” kelimesini “Musiki” olarak almışlardır. Osmanlı devletinde de “Musiki” olarak kullanılmış, Cumhuriyet döneminde kelime “Müzik” olarak karşımıza çıkmıştır. Tabii ülkemizin ilk müzik doktoru ve müziğe ülkemizde bilimsel olarak yaklaşan ilk kişi olan sayın Prof. Dr. Gültekin Oransay müzik terimlerini Türkçeleştirme üzerine çalışmış ve müziği “küğ” olarak çevirmiştir. (Bknz: Küğbilim)

Müzik tanımlaması yapmak sanılanın aksine zordur. Çünkü toplumlar/kültürler bazında müzik incelendiğinde çok farklı tanımlar çıkabilmektedir. Hatta bazı toplumlarda “müzik” diye bir tanım bile olmayabilir. O yüzden “Müzik nedir?” sorusuna karşı “Hangi müzik?” diye sormamız lazım. Hangi toplumdan, kültürden veya coğrafyadan bahsettiğimizi belirlememiz lazım. Ayhan Erol’un “Tanımlanan şeyi tanımlandığı çerçeveyle sınırlandıran tanım, tanımlayanın tanımladığı şey hakkındaki deneyimini referans yaparak ifade edebileceği bilişsel bir üründür.”(Erol A. 2009, s.11) bir tanımlama üzerine söylediği bu söz önemlidir. Çünkü belirli bir toplumun müziğini tanımlamak istediğimizde o toplumun üyelerini referans alarak bu tanımı yapmamız gerekmekte. O toplumdaki üyelerde kendi deneyimleri ve referansları kadar tanımlama yapacaktır. O yüzden müziğe tınısal yaklaşmaktansa kültürel olarak bakılmalıdır. Hatta tınısal yaklaşım bile o toplumun kabul ettiği/belirlediği sabitlenmiş seslere bağlıdır. Bu cümleleri aşağıdaki alt başlıklarla açmamız gerekmekte.

Kültür, Ses, Toplumsal Uzlaşı

İngiliz antropolog Edward Burnett Tylor “Kültür ya da uygarlık, etnolojik yaygın anlamıyla, toplumun üyesi insanın kazanmış olduğu, bilgileri, inançları, sanatı, ahlak, hukuk, gelenek görenekler ve diğer yetenekleri ya da alışkanlıkları içeren karmaşık bütündür.”(Tylor E.B, 1871, s.1, Çev: Arnas T.) tanımı ile etnolojik kültür kavramını ilk defa bilimsel olarak yapmıştır. Kısacası kültür için “Biyolojik olarak aktarılamayan, öğrenilmesi gerekilen, toplumun belirlediği davranışlar ve normlar bütünü.” diyebiliriz. Kültür tanımlaması bizim için önemli çünkü ses fenomenlerinden oluşan müzik için bir tanımlama yapmaya çalışıyorsak sesi ve müzik olarak kabul edilen ve tamamen kültürlere bağlı olan sabitlenmiş sesleride tanımlamamız gerekmektedir. Ses dediğimiz şey, saniyede 20-20.000 defa titreşip bizim kulağımızla algıladığımız titreşimlerdir. Eğer bu titreşimler 20 nin altındaysa duyamayız, 20.000 nin üstündeyse kulağımızı ağrıtır. Bu titreşimleri algılamamız için ise 3 öğeye ihtiyacımız var: Kaynak (kulağı uyaracak titreşimler), Ortam (titreşimlerin yayılacağı yer), ve bunları algılayabilecek kulak ve beyin. Bu koşullarda ise ses oluşmuş olur. Her duyduğumuz titreşimi ses olarak kabul ederiz. Elimizi masaya vurma, yağmur damlalarının yere çarpması, ayak adımlarımız vs. gibi örnekler bile bir sestir. Ama müzikte bahsettiğimiz ses bu ses tanımından farklıdır. Müzikte işin içine sabitlenmiş sesler girer. Sabitlenmiş sesler bir toplumun uzlaşı yoluyla o sesi (ses frekansını) sabitleyip onu müzikte (veya müzik tanımı olarak kabul ettikleri tanımda) kullanmalarıdır. Buna en iyi örnek saniyede 440 defa titreşen sesin “La” olarak adlandırılmasını verebiliriz. Eduard Hanslick bu ayrıma güzel bir şekilde yaklaşmıştır. Hanslick’e göre doğal sesler sürekli bir dalgalanmadan oluşmaktadır. Müziksel sesler ise sabitlendiğinden dolayı doğal seslerden ayrılır. Yani örnek verecek olursak bir nesnenin yere düştüğünde saniyede titreşen ses sabit değildir. Ama “La” sesi her zaman saniyede 440 defa titreşeceği için müziksel bir sestir. Tabi bazı durumlarda La nın 441, 442, 443 ile alındığı durumlar olur ama durum yine aynıdır. “La” sesi yine sabittir.

Bu sabitlenmiş seslerin doğadan seçilmesi tamamen topluma bağlıdır. Bu ses toplum tarafından seçildikten sonra ise artık “kültür” öğesi sayılır. O toplumda yetişen üyeler o toplumun seçtiği müziksel seslere göre büyür ve o seslere alışır. Uyuşumlu ve uyuşumsuz dediğimiz seslerde aslında bir nevi toplumun belirlediği seslerdir. Kurumhansl “tonal uyuşum” ile “müziksel uyuşum” diye bu konuyu ikiye ayırarak yaklaşmıştır. Tonal uyuşum, eş zamanlı olarak tınlayan seslerin hoşa gitmesini ifade eder. Burada ses sabit değildir. Müziksel uyuşumda ise sabit sesler üzerinden, gerilimin ve çözülmelerin dikkate alınmasıyla oluşur. Yani belli bir müzik sistemi içerisinde olan durumdur. Oluşturulan müziksel diziler, kuramlar, uyuşumlu/uyuşumsuz sesler (çoğunluğu) toplumsal uzlaşıya bağlıdır. Bazı toplumların tampere sistem, bazılarının makamsal, bazılarının pentatonik diziler üzerine kurması buna örnektir. Birisi müzik tanımlaması yaparken genellikle doğup büyüdüğü seslere göre referans alır ve duyduğu sesleri buna göre müzik olarak değerlendirir veya değerlendirmez. Batıda yaşayan birisinin makamsal bir icra duyduğunda icracının yeteneksiz veya ton dışı çaldığını düşünmesi olağandır. Veya hem batı hem makamsal sisteme hakim olan birisinin bazı Afrika kabilelerinin su ile yaptığı müzik pratiğini görünce büyük ihtimalle bunu müzik olarak değerlendirmeyeceklerdir. Günümüzde teknolojinin gelişmesiyle diğer müzik pratiklerine daha kolay alışabiliyoruz ama elbette tüm “müzik”lere hakim olmamız mümkün değil.

Kültür ve Müzik

Müzik olarak kabul edilen seslerin, yani sabitlenmiş seslerin kültüre bağlı olduğundan bahsettik. Müzik tanımlaması yaparken ise toplumdaki üyeler yine kültürlerinde gördüğü ve büyüdüğü etkenlere göre tanım yaparlar. Toplumların müzik tanımlamasını yapmak etnomüzikolojinin konularından birisidir. Bir toplumun müziğini tanımlama konusunda en bilindik yaklaşımlardan birisi Alan Merriam’ın modelidir. Merriam modeli olarak adlandırılan bu modelde bir toplumdaki müziğe 3 şekilde yaklaşılmalıdır: Ses, Kavram, Davranış. Bu üç yaklaşım birbiriyle ilişkilidir. Ses, o toplumun sabitlenmiş ses olarak kabul ettiği müziksel seslerdir. Bu seslerin belirlenmesi gerekmektedir. Kavram, o toplumun müziği veya müzik yerine koyduğu pratiği nasıl tanımladığı, kavramsallaştırdığıdır. Davranış ise toplumun müzik pratiğini yaparken ve yapmazken gösterdiği davranışlardır. Bir diğer yaklaşım ise Nettl’ın yaklaşımıdır. Nettl’a göre müzik tanımlaması epey karmaşıktır. Toplumun müziğini tanımlamak için 3 şey yapılmalıdır: Toplumda müziği profesyonel olarak yapan ve yoğun eğitimini almış kişilerle konuşmak, müzik üzerine uzlaşı olup olmadığını görmek adına toplum üyeleriyle konuşmak ve toplumun üyelerine baskı kurmadan sorular yönelterek.

Bu yaklaşımlar toplumun müziği ne olarak tanımladığını anlamak için oluşturulmuş yaklaşımlardır. Bazı toplumlarda müzik için direkt bir kavram bulunurken bazı toplumlarda müzik kavramı başka kavramlar içindedir. Dini ayin, şarkı söyleme, kutlama vs. bunlara örnektir. Bazı durumlarda ise müzik başka pratiklerin içinde vardır ama müzik olarak tanımlanmaz. Buna en güzel ve anlayabileceğimiz örnek Kur’an ın reçitatif şekilde okunuşudur. Bu pratiği gerçekleştiren birisine göre o kişi dini bir ibadet yapıyordur, müzik yapmıyordur. Ezanın makamsal okunuşu da buna örnektir. Tek bizim coğrafyamıza özgü değil bu durum. Katolik/Ortodoks ve Protestan müziklerinin ayrımında da bu durumu gözlemleyebiliriz. Bu müziğin dini pratikler içinde var olması durumudur. Bu pratikleri yapan kişilere göre bu müzik değildir. O yüzden böyle bir toplumu incelerken “müzik” yapıyor dememiz yanlış olur. Elbette ses dizilerini alıp bunun icrasını yapmaktadırlar. Ama bunu müzik olarak kavramsallaştırmıyorlar. Bu durum tek din için geçerli değildir. Batıda bile müzik tanımında bazı ayrımlar vardır. Almanca’da “musik” ve “tonkunst” olarak ayrım olması buna örnektir.

Yani kısacası, müzik derken “seslerin uyumlu şekilde tınlaması”, “güzel melodilerin bir araya gelmesiyle oluşan güzel sanatlardan birisi” gibi tanımlar yetersizdir. Çünkü bazı kültürlerde müzik olarak tanımladıkları kavramda melodi bizim algıladığımız “güzel” bir şekilde olmayabilir veya melodi bile olmayabilir. Zaten “güzel” kavramı tamamen göreceli olduğundan yine “güzel melodilerin bir araya gelmesi” çok tehlikeli bir tanımlama olur. “Seslerin uyumlu şekilde tınlaması” tanımı da sağlıklı değildir. Yukarda da bahsettiğimiz gibi “müziksel uyuşum” olarak bazı toplumlarda uyumlu ve uyumsuz sesler farklılık göstereceğinden “uyumlu şekilde tınlama” yine değişkenlik gösterecektir. Mesela biz küçük 2 li diye bahsettiğimiz aralığı uyumsuz aralık olarak kabul ederken bazı toplumlarda öyle olmayabilir. Zaten küçük 2 li aralığı da batı müziğinin teorisi olduğundan yine belli bir toplumun kabul ettiği “müzik”tir. Elbette müziği kendi doğup büyüdüğümüz kültüre göre tanımlayabiliriz ama bu sadece bizim toplumumuz ve kültürümüz için geçerli bir tanım olur. “Müzik nedir?” gibi kapsamlı bir soruya cevap vermeye çalışmak büyük ihtimalle yetersiz bir cevapla karşı karşıya kalacaktır. O yüzden “Müzik nedir?” sorusu yerine “X toplumunun müziği” gibi bir tanımlamaya çalışılabilir. Yazımda batıda doğan birisinin makamsal icra duyduğunda büyük ihtimalle ton dışı çaldığını ve müzik olarak değerlendirmeyeceğini söylemiştim. Bu olay aynı coğrafyada yaşayan insanlar için bile geçerli olabilir. Mesela Ege bölgesinde etnik olarak ayrı dans ve müzik pratikleri vardır, ve Ege bölgesinin farklı müzik pratiğine sahip olan iki kişi birbirinin müziğini dinlerken büyük ihtimalle ikisi de birbirinin müziklerini garipseyecektir. Daha bölgesel olarak müzik pratiklerinde farklılıklar varken genel bir müzik tanımı yapmak sağlıksızdır. Ayhan Erol’un “Müzik tanımlaması zor, “bir” müzik tanımlaması nispeten kolaydır” sözü bu durumu çok güzel özetler.

Bu yazıyla alakalı olarak “Müzik Evrenseldir” yaklaşımı bence yanlış bir yaklaşımdır. Çünkü her kültür birbirinden farklıdır ve o kültürün üyeleri farklı koşullarda büyümüştür. Bir Alman bizden bir türkü dinlediğinde büyük ihtimalle bu kültürde büyümüş bir insanın hissettiklerini hissetmeyecektir. Veya tam tersi, biz Alman kültürüne ait bir halk şarkısını dinlediğimizde bir Alman’ın hissettiğini hissedemeyeceğiz. O yüzden müzik hissetme bağlamında evrensel değildir. Ama nota bağlamında evrenseldir. Belirlenmiş bir notasyonda o notasyonu bilen farklı kültürden insanlar bir araya gelince icra gerçekleştirebilecektir. Ama bunda bile icra edilecek eserin hangi kültüre ait olduğu bir etkendir.

Özet

Bu yazı müzik tanımlaması üzerine (kısa bir deneme-araştırma yazısı niteliğinde) fikir oluşturulması açısından yazılmıştır. Müziğe karşı yapılan bu tanımlama akademik ve bilimsel olarak yaklaşım niteliğindedir. Özel hayatımızda müziği tanımlarken bu bağlamlara sabit kalma zorunluluğumuz yok ama işin akademik boyutu hakkında kısa bir özet geçmek istedim. Tabii “Müzik nedir?” gibi basit görünen ama altında buz dağı gibi bir malzeme çıkabilecek ve müzik felsefesinin en temel sorusu için kısa bir yazı oldu. Umarım bu yazı aklınızda bu sorunsal için ufak bir aydınlatıcı görevi görmüştür. Konu müzik felsefesine girmeye çok yakın, ama oldukça konudan sapmamaya çalıştım. Yazı tam bir araştırma yazısı olmadığından direkt alıntılar hariç apa stili kaynakça kullanılmamıştır. Bu denemeyi yazarken aklımda kaynak olan kitaplar aşağıda kaynakça olarak verilmiştir.

Kaynakça;

-Cuche D. (1996), La Notion de culture dans les sciences sociales “Sosyal Bilimlerde Kültür Kavramı” (2. Baskı/2023), (T. Arnas Çev.) Bağlam, İstanbul

-Yıldırım V., Koç T. (2003), Müzik Felsefesine Giriş (6. Baskı/2019), Bağlam, İstanbul

-Erol A., (2009), Müzik Üzerine Düşünmek, (3. Baskı/2018) Bağlam, İstanbul

-Kaplan A., (2005), Kültürel Müzikoloji, (5. Baskı/2023) Bağlam, İstanbul

-Zeren A., (1988), Müziğin Fiziksel Temelleri, Selçuk Üniversitesi, Konya

(Visited 156 times, 1 visits today)
+ Diğer Yazıları